İngilizceyi Kullanma Kılavuzu


Yıllardır memleket olarak İngilizce öğrenmeye çalışıyoruz ama bir türlü istediğimiz düzeye gelemiyoruz. İngilizce öğrenmenin bir zor yolu var bir de kolay yolu.

Dil kursları bana kızmasın ama kurslar bu işin zor yolu. Bunda İngiliz dil turizminde etkisi büyük. Geçenlerde sosyal medyada bununla ilgili bir video dolaştı ortalıkta. Videoya göre hoca, kurslarda kullanılan ilk 5 kurs kitabın içerisinden bize öğrettikleri kelimeleri bir tahtaya yazıyor ve buradaki kelimeler ile yurt dışına çıktığınızda günlük ihtiyaçlarınızı belirtmenizi istiyor. Gerçekten çok ustaca ayarlanmış kelimeler ile doğru düzgün günlük hayatınızı ifade edemiyorsunuz ve özgüveniniz kayboluyor. Bir de üstelik bir sürü alakasız zaman ifadeleri ile bir hançer daha yiyorsunuz ki iyice kilitlenin ve bu kitaplara mecbur kalın ve hatta üstüne bir de İngiltere’yi ziyaret edin de adamlar hem kitaptan hem turizmden kazansın. Üçüncü hançer de telaffuzdan yiyoruz, yok kardeşim o öyle seslendirilmez böyle seslendirilir, onun yazılışı da şu alfabedir diyerek iyice çıkılmaz bir duruma giriyorsunuz.

2000 yılında Ege Üniversitesinde Japonca dil kursu açıldı, okumaya gelen 2 Japon öğrenci de bizim hocamızdı. İlk ders bize dediler ki; kelimelerin İngilizcesini yanına Japoncasını yazmayacağız, Amerikan askerlerin kullanmış oldukları çabuk öğrenme yöntemini kullanacağız. Böylece uygulamalı olarak Japonca öğrenmeye başladık, yüzümüzü Japonca yıkadık, birbirimizin hal hatırını Japonca sorduk ve gerçekten 2-3 hafta sonra günlük ihtiyaçlarımı Japonca ifade edebilmeyi başlamıştım. Bu da kolay yolu.

Avrupa’daki gençlerin iyi İngilizce konuşabilme becerileri de birçok yabancı arkadaşları olmasına bağlıyorum. Adam akşam kafede otururken yurt dışından gelmiş arkadaşı ile Almanca değil İngilizce konuşuyor, çünkü birçok ülkeden toplanmışlar ve onları ortak payda da İngilizce birleştiriyor. Benim ilkokul sınıfımın sadece 3’de 1’i Almanlardan oluşuyordu, geri kalanlar Polonyalı, Afrikalı, Rus, Türk, Arap, Fransız gibi aklınıza gelecek tüm ülkelerden öğrenciler vardı. Elbette hepimiz çok iyi Almanca konuşuyorduk ancak bunun Üniversite seviyesi düşünüldüğünde o yaşlarda sonra Almanca öğrenmek zor, o yüzden herkes rahat olduğu dili yani İngilizceyi tercih ediyor. Benzer bir durum bugünlerde Samsun’da da yaşanmaya başladı, şehrimizde okuyan Afrikalı, Iraklı, İranlı, Fransız ve birçok başka ülkelerden gelen yabancılar sayesinde onlarla görüşen Türklerimizin de İngilizce seviyeleri günlük konuşma seviyesine çıkmaya başladı.

Çocuklarımızı gözlemlediğimizde de çok iyi İngilizceleri olduğunu görüyoruz. İnternetin sınırsız erişimi sayesinde İngilizce videolar yada online oyunlarda birbiri ile iletişim kurmak için İngilizce kullanıyorlar. Okuldaki dersler sadece pekiştirmeye yarıyor, onlar İngilizceyi yaşıyorlar.

Vestel’de staj yaparken bazı kalıpları Çin’e yaptırıyorduk, onlarla olan iletişimiz çok garipti, gelen maillerdeki İngilizce ’ye mühendislerin nasıl güldüğünü dün gibi hatırlarım, ancak işin nasıl olması gerektiğini her iki taraf da anlıyordu, netice itibarıyla Çinliler kendilerini ifade edebiliyordu. Bu dili eğri ya da düz kullanmaktan çekinmememiz gerekiyor ve günlük kullanılan İngilizce bizim öğrendiğimiz dışında bir İngilizce. İşi zor yoldan öğrenip, zorlukları aşıp İngilizcesini çok üst seviyeye getiren arkadaşlarımız da elbet var, ancak onlar bile İngiltere’ye gittiklerinde, “neden kendini böyle ifade ediyorsun, gereğinden daha kibarsın, krallık döneminde yaşamıyoruz” tarzı tepkiler alıyorlar. Kaçımız TRT Türkçesi kullanıyor?

Birçoğumuz yabancı müzik dinliyor, her gün bir şarkının çıktısını alın ve cümleleri öğrenin, dinlediğiniz şarkılardaki dili kullanım hızına kulağınız alışacak. Beğendiğiniz filmlerin alt yazılarını bulun, oradaki bazı replikleri arkadaşınız ile tiyatro oynayarak yaşayın. Bu şekilde günlük İngilizceye hakim olursunuz ve öğrenmeniz gereken kelimelere vakıf olursunuz. Ayrıca filmin o sahnesini unutmayacağınız için kullanacağınız cümleleri de ömür boyu unutmayacaksınız.

Aksan mı? Ona hiç takılmayın, eğer ki siz bir İngiliz gibi konuşmaya çalışırsanız İngilizler sizi tuhaf bulur, doğal Türkçe aksanlı İngilizce konuşun, en samimi ve anlaşılır durum bu. Rivayet odur ki Robert Koleji mezunu ve Londra Üniversitesinde okuyan Bülent Ecevit çok iyi bir aksana sahip olduğu halde devlet ilişkilerinde usule uygun olarak normal bir aksan tercih edermiş. Ancak aynı Bülent Ecevit, Dünya’nın en genç profesörü unvanına sahip Oktay Sinanoğlu’nu Boğaziçi Üniversitesinde Türkçe konuşma yaptığı için kürsüden indirmeye çalışmıştır.

Samsun Gazetesin’de Yayınlanmıştır

Previous Samsun’a kaç trilyon?
Next Sanayi politikası