Kalkınma ve finansman


Güney Kore 1953 yılında savaştan çıktığında 39 ülkenin topladığı yardımlar ile ayakta durmayı çalışıyordu. Ülke 1962’den itibaren her sene %10 büyüdü, bugün ise Dünya’nın en büyük 11. Ekonomisine sahip, kişi başı milli geliri 36bin doların üzerinde.

Ekonominin temelleri tıpkı bizim gibi başladı. Doğal kaynaklardan yoksun olan Koreliler, devasa alt yapı yatırımları yaptılar, demiryollarını geliştirdiler, otobanlar inşa ettiler. İnşaat sektörü ekonominin lokomotifi oldu ve 1990’a gelindiğinde kişi başı milli geliri 10bin Dolar’a ulaşmıştı. İnşaat lokomotifi buraya kadar taşımıştı. Bundan sonrası için yeni çözümler, yeni yatırımlar gerekiyordu. Samsun’a bir etkinlik için gelen Samsung Türkiye Başkan Yardımcısı Tansu Yeğen, “Güney Kore, iğneden ipliğe ithal ettikleri tüm ürünlerin listesini yaptı. Önce kendi üretebileceklerini, daha sonra yüksek teknoloji gerektiren işlere girdiler. Devlet yatırımcısının, girişimcisinin arkasında durdu. Öğrencileri yurt dışındaki en iyi okullara ve en iyi fabrikalara gönderdi” dedi.

Bizim de bu gözle bakabilmemiz gerekiyor, devletimiz böyle bir liste yapsa ve yerli ürünü sıra dışı teşvik etse ortaya girişimciler çıkar. Şimdilik, kurumlarda görevli tüm müdürler milli üretim için çare aramalı. En güzel örnek ilimizde gerçekleşti. Samulaş Genel Müdürü Kadir Gürkan, göreve geldiği günden itibaren gerek yazılım gerek donanım itibarıyla ürünleri yurt içinden temin etmek için teşviklerde bulunuyor. Kuruma almış olduğu tramvaylar ve otobüsler yerli üretim.

Kurumun hız sensörüne ihtiyacı oluyor, yapmış oldukları araştırmaya göre sadece Almanya üretiyor ve bir tramvayda yaklaşık 12 adet gerekiyor, tanesi 850 avro. Samsunlu mühendis Hakan Kahvecioğlu 750 liraya bunu üretiyor. İşte Ar-ge işte gelişim. Muhtemelen bunu önce diğer belediyelere daha sonra tüm Dünya’ya satış yapacak. Kurumlar ile girişimciler bu şekilde beraber çalışmaları gerekiyor. Birbirini besleyip birbirini güçlendirmesi gerekiyor. Ancak bunun içinde vizyoner başkanlara, vizyoner ülke yöneticilerine ihtiyacımız var.

Hakan Kahvecioğlu sadece bu sensörü üretmiyor, ortopedi doktorların ameliyatlarda kullanacağı bir robot tasarladı, oto ekspertizlik yapabileceğiniz tüm cihazları üretip İsveç ve İsveçre’ye ihracatını yapıyor, bizi ithalattan kurtarıyor. Ancak gelin görün ki bu tarz girişimcileri devletimiz Güney Kore’nin yaptığı gibi sıra dışı bir şekilde desteklemiyor. Güney Kore girişimcilerini teknolojinin merkezine gönderirken Hakan Bey babamın Almanya’dan getirdiği fren test cihazını satın alıp, söküp Ar-Ge yapıyor, cihazları öyle geliştiriyor. Oto ekspertiz cihazlarını satıyor ancak resmi meslek dalları arasında oto ekspertizlik yok. Devletimiz ne kadar geriden geliyor farkında mısınız? Ülkemizin bir yere gelmesini istiyorsanız üreticinin dilinden anlayan insanları yetkili yerlere getirmemiz gerekiyor.

Bu tarz girişimciler finansal anlamda desteklense her şey otomatikman çözülecek. Bir ülkenin kalkınması bu tarz girişimciler ile olur, çok şükür bizim millet olarak bu cesaretimiz ve artık gerekli know-how’u temin etme becerimiz gelişti, ancak şimdi finansman sorunumuz var. Girişimcilik de finansman ile oluyor. Dünya’daki faiz oranlarını bakacak olursak; İsviçre, İsveç, Danimarka % -0,75 , Avrupa %0,0 , Japonya % -0,1 , Güney Kore %1,5. Gördüğünüz gibi gelişmiş olan ülkelerin faiz oranları %2’nin altında, finansman sıkıntıları yok. Dolaysıyla bir soruna çözüm bulmuş yatırımcılar büyük bir cesaret ile kendi yerlerini açıp çözüm sunabiliyorlar ve dışardan yatırımcı alabiliyorlar. Akıllı Şehirlerin gelişimlerine dikkat edin, belediye başkanı sorunlarını dile getiriyor, girişimciler bunu çözmek için icat yapıyorlar, icat yaparken de finansal sıkıntı yaşamıyorlar, belli bir süre sonra bu icatlar ticarileşiyor ve ülke zenginleşiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İlk dış borcunu aldığı 1854 yılından itibaren, yıllarca bankalar, bankerler ve tefeciler tarafından adeta iliği sömürülmüş bir ülkenin, üzülerek söyleyeceğim Osmanlı’nın mirasçısıyız” diyerek, Türkiye’nin Cumhuriyet döneminde de bu faiz illetinden yakasını sıyıramadığını ifade etti. “Merkez Bankası’nın özerkliğine, bağımsızlığına sözüm yok ama milletimin hakkının, hukukunun, kaynaklarının yüksek reel faiz yoluyla heba edilmesine de rıza gösteremem.” Diye de ekledi. Bildiğiniz gibi merkez bankasının özerkliğini 2001 yılında Kemal Derviş sağlamıştı.

Samsun Gazetesin’de Yayınlanmıştır

Previous KASPAROV SATRANÇ OYUNU | MAKİNAYA KARŞI İNSAN
Next Neden Endüstri 4.0